Türk televizyon tarihi, özellikle 2000'lerin başından itibaren unutulmaz projelere ev sahipliği yaptı. Sınırları aşarak dünyanın dört bir yanında geniş kitleler tarafından takip edilen bu yapımlar, ekran başındakileri farklı dünyalara götürmeyi başardı. Uzun yıllardır sektörün içinde yer alan, sayısız başarılı projede boy gösteren sevilen oyuncu Engin Akyürek, geçmiş dönemlerdeki bu olağanüstü ilginin arkasında yatan nedenleri detaylandırdı. Eski dizilerin seyirciyi yakalama gücünü değerlendiren isim, mevcut sektörel durumu da gözler önüne seren önemli tespitler yaptı. O dönem televizyonda yayınlanan işlerin ruhuna, samimiyetine ve izleyicide bıraktığı kalıcı ize dikkat çekildi.

YURT DIŞI BAŞARISININ ARKASINDA YATAN TEMEL GERÇEK

Türk yapımlarının global pazardaki olağanüstü yükselişi, günümüzde genellikle belirli formüllere bağlanmaya çalışılıyor. İşin mutfağında yer alan deneyimli isimler ise durumu çok daha sade temellere dayandırıyor. Kariyeri boyunca pek çok fenomen dizide başrol oynayan Akyürek, geçmiş projelerin temel motivasyonunun uluslararası alanda boy göstermek olmadığını vurguladı. Ekrana yansıyan hikayelerin tamamen kendi akışı içinde organik olarak büyüdüğüne, ekran başındaki izleyiciyle son derece samimi bir bağ kurduğuna işaret edildi. Türkiye'nin kültürel derinliği sayesinde ortaya çıkan zengin karakter yapılarının, uluslararası başarıyı doğal yollardan getirdiği ifade edildi.

"TELEVİZYON BİRAZ DA DUYGU MESELESİ"

Sektörün dünü ve bugünü arasında karşılaştırmalar yapan ünlü oyuncu, Türkiye'nin sahip olduğu kültürel zenginliğin senaryolara kattığı değeri anlatırken şu ifadeleri kullandı:

Kadıköy'de Ozan Güven Gerginliği: Tepkiler Büyüyünce Mekanı Terk Etti
Kadıköy'de Ozan Güven Gerginliği: Tepkiler Büyüyünce Mekanı Terk Etti
İçeriği Görüntüle

"Doğru hikâyeleri anlatıyorduk, bu hikâyeler çok ilgi çekiciydi ve duyguları güzel anlatıyordu. Televizyon biraz da duygu meselesi. Bu işler yurtdışında izlenilsin diye de yapılmadı. Kendi doğalında gelişti. Seyirciye de farklı geldi. Bir de Türkiye çok özel bir ülke, her yerinde bir hikâye var. Karakterler çok enteresan. Burada duygular var. E, bir tarih var ve bu anlamda da yurtdışında başarılı. Başka bir ülkenin anlattığı duyguyu çok daha farklı anlatabiliyoruz. Bunu evrensel bir dille anlattığınızda yurtdışında da bu işler izleniyor. İşin sırrı hikayeydi. Tekrardan hikâyeciliğe dönülmeli. Çünkü orada bir formül yoktu, tamamen içgüdüseldi. Yeşilçam anlatımımızın özellikleri de kullanılıyordu. Hâlâ çok güzel hikâyelerimiz var, onları en iyi ve en doğru şekilde anlatabilmenin yolunu bulmamız gerekiyor."

ÖZÜMÜZE VE HİKAYECİLİĞE GERİ DÖNÜŞ ÇAĞRISI

Yapılan bu açıklamalar, aslında günümüz yapımcılarına, yönetmenlerine ve senaristlerine güçlü bir mesaj niteliği taşıyor. Sadece matematiksel hesaplarla kurgulanan işlerden ziyade, kökleri Yeşilçam'a dayanan o sıcak anlatım tarzının modern yapımlara yeniden entegre edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Türkiye'nin barındırdığı zengin yaşanmışlıkların, duygusal derinliğin evrensel bir sinema diliyle harmanlandığında yarattığı etki bir kez daha gözler önüne seriliyor. Yeni projelerde sırf uluslararası pazara hitap etme kaygısı gütmek yerine, sahici, içten, yerel hikayelerin gücüne inanmanın gerekliliği öne çıkıyor.

Kaynak: Hürriyet