İstanbul’da ana muhalefet CHP’nin il başkanlığına kayyım atanması, polis müdahalesi ve sosyal medya erişim kısıtlamaları ülkedeki demokratik atmosferi tekrar tartışır hale getirdi. Bu gelişme, bugün “hukuk devleti” ile “gücün tahakkümü” arasında bir tercih yapmaya zorlayan bir gündeme odaklanmamıza yol açıyor.
1. CHP İstanbul İl Başkanlığı Önünde Gerginlik ve Polis Müdahalesi
8 Eylül 2025’te, İstanbul’da CHP İstanbul İl Başkanlığı önünde önemli bir kriz patlak verdi. Polis, CHP’li vekiller ve vatandaşların direnişine karşı biber gazı ve göz yaşartıcı sprey kullanarak binaya girmeye çalışan kayyım atanmış il başkanını—Gürsel Tekin’i—içeri aldı. İstanbul Valiliği aynı zamanda toplu protestoları yasakladı.
2. İnternet Erişiminde Kesinti: Dijital Alanın Kısıtlanması
Aynı saatlerde, X, YouTube, Instagram, Facebook, TikTok ve WhatsApp gibi büyük sosyal medya platformlarına erişim çeşitli operatörlerde kısıtlandı. Bu hamle, muhalefetin çağrılarına karşı kamuoyu mobilizasyonunu engellemek amacıyla yapıldığı yorumlarına neden oldu.
3. Orta Vadeli Ekonomi Programı: Bir Umut mu, Bir Tepki mi?
Yüksek siyasi gerginliğe rağmen, hükümet 2025–2027 dönemi için enflasyonda tek haneye düşüş hedefleyen bir Orta Vadeli Program açıkladı. Enflasyonun bu yıl %28,5 seviyesine gerilemesi ve 2027'de tek haneye inmesi, iktisadi istikrar için elzem görülüyor. Ekonomi programında büyüme, turizm geliri, ihracat hacmi ve istihdam rakamlarına dair umut verici projeksiyonlar da yer alıyor.
4. Demokratik İkilem: Hukuk Devleti mi, Politikmanipülasyon mu?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu süreci “hukuki darbeye” benzeterek, yargıyı taraflı olarak muhalefeti zayıflatma aracı olarak gördüğünü belirtti. Bazı çevreler ise bu sürecin Erdoğan iktidarının erozyona uğrayan tabanına karşı refleks gösterdiğini, CHP’nin gücünü kırmak için hukuki kuralların nasıl silah haline getirildiğini gündemleştiriyor. Bu gelişmeler finansal piyasaları da tedirgin ederek, siyasi istikrarsızlığın ekonomide karşılık bulduğu sinyalini verdi.
Sonuç Olarak: Zaman Bizim Ayağımıza Bir Uyarı Getirdi
Bugün Türkiye, iki kritik eksende tartışılıyor:
Bir yanda demokratik kurumlar ve siyasi çoğulculuk, diğer yanda güç merkezinin hukuk normları üzerindeki etkisi.
Ekonomi cephesinde umut veren programlar varken, siyasi krizler ekonomik öngörülebilirliği zedeliyor.
Bu moment, adeta siyasetin ve ekononminin kesiştiği bir milardır: Türkiye bir tercih yapmak zorunda. Ya demokrasiye dönüş yolunu iradesiyle çizecek, ya da güç odaklı yönetim pratiklerinin meşruiyet alanını genişletmesine tanık olacak.
Hayati Kalkamaz köşemizde bugün sadece bir gelişmeyi değil, Türkiye’nin stratejik kaderine dair bir bakışı da aktarmış olduk. Bu perspektif, siyasi kazanımın ötesine geçerek, demokrasi ve dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.